31 Ağustos 2009 Pazartesi

ayrıtenlerdekiaynısızılar

Hepimiz bişeyler yaşıyoruz. Biri geliyo mutlu ediyo. Mutlu oluyoruz, seviyoruz, sevildiğimizi hissediyoruz, hiç bitmesin istiyoruz. Sonsuza dek sürecekmiş duygusu... Sonra er ya geç... Bi gün geliyo... Çat ! Karşıdaki haklı ya da haksız ne farkeder ? Bitiyo mu ? Evet. Acıtıyo mu ? Evet.
Hepimizin can acısı çok farklı noktalarımızda belki. Ama sonuç aynı burun sızlamalarına denk düşüyo. İbre sıfır noktasına vuruyo. Dan ! Herşeye yeniden başlamak o kadar zor ki. Önce seni itip düşüreni görmemen gerek. Görmezden gelmek. Öyle zor ki... Sonra yavaşça başını kaldırıp etrafına bakman. Seni yakalayıp tekrar ayağa kaldırıcak bi el araman. O eli bulup tam uzanıcakken... Tamda yakalamışken... Beynindeki onlarca soru işareti seni kemirmeye başlamıştır bile... Ya yine giderse ? Yine düşersem ? Yaramın üzerine düşersem daha çok acımaz mı ? Aynı yaranın üzerine düşersem daha derinleşmez mi, daha da fazla kanamaz mı? Kanatmaz mı beni ?...


Bide şu var tabi her hikayede farklı rollere bürünüyoruz. Bi tanesinde üzülen kırılan parçalanan taraf olurken diğerinde belki istemedende olsa acıtan taraf oluyoruz. O da acıtmıyo mu ? Hemde öyle çok acıtıyo ki... Karşındakinin ne hissettiğini biliyosun çünkü. Ne yaşattığını biliyosun. Nası acıdığını nasıl kanadığını.. Sende yaşadın çünkü. Biliyosun ne boktan duygular olduğunu... Belki sen kanarken ötekide biliyodur ne dersin. Peki neye yarıyo bilmek ya da bilmemek. Neyi çözer ki bu. Hiçbişeyi. Sonrası hiçlik. Sonrası ayrı tenlerdeki aynı sızılar...

15 Nisan 2009 Çarşamba

Büyü Bozuldu !

Çözdüm sendeki sihri...
Nasıl böyle zamansız gelipte kanıma işlediğinin sırrını buldum...
Bi andanasıl bu kadar benden olduğunuda anladım sonunda,
Sana karşı koyamayışımın nedeninide...
Hepsinin cevabını biliyorum artık..
Bir tebessümdü sendeki,
Sokaktaki bir çok insanın yüzünde görmeyi özlediğim sıcacık bi tebessüm...
Bir yudum kahveydi,
Belki suratımı biraz ekşiten ama sıcacık...
Çözdüm sendeki sırrı samimiyetti sendeki...
Sakinleştiren bi telaştı,
Küçük bi çocuğun yüzündeki bazen masum bazen muzip ifadeydi...
Evet çözdüm sendeki sihri nihayet...
Büyü bozuldu .!

Merve Akduruk
15Nisan2009 / 18.43
~servistenkalanlar~

8 Nisan 2009 Çarşamba

birikenlerle avunmak yada boğulmak

Kendini avutmaca oynuyorum yine... Hiç bişey bırakmadığım hayatıma uzaktan bakmak yerine, itekleye itekleye soktuğum geçici heyecanlarımı, didiklemekten bölük pörçük olmuş hayatımda mide bulantılarıyla yaşıyorum... İstesem de istemesem de... İşin tuhaf yanı bu bile bile lades, artık kendi çevresini tavaf ederek tarihimi tekerrür ettirmekten başka bişeye de pek yaramıyo... Gelip geçenlerin suretleri ve ederleri farklı belki benim için ama istisnasız hepsi, küçük büyük demeden bi parçamı götürüyolar lanet olası hayatımdan çıkıp giderken... Zaten önemli olanda bu değil mi? Nereden ne aldığı değil alıp almaması... Hepsi de alıyo işte götürüyolar giderken bidaha getirmiyolar kapanmayan yaralar açıp sonra da defolup gidiyolar.. Bense kimin benim için ne kadar ettiğini anlamaya çalışıp yaranın ne kadar zamanda kapanıcağını hesaplamaya çalışıyorum. Ama ben bunlarla uğraşırken bir diğeri geliyo.. sonra diğeri.. o gider gitmez hatta belki gitmeden diğeri.. Biriktirdiklerimin içinde boğulur gibiyim...

2 Nisan 2009 Perşembe

sı - kıl - dımmm !!

Sıkıcı bi iş günü
Mideme giren kramplar
Ne olduğunu anlayamamanın kavrayamamanın verdiği sıkkınlık ya da bıkkınlık
Ne yapmak gerektiğini bilememek
Kararsızlık
Daralın kapıyı tıklatması
Eve gitmeyi istemek ama bi yandanda istememek
Akşam herşeyi aynen yaşayıp yarın yine aynılarının olucağını bilmek
off yaaa offfffff (!)

ee yani ?!

offf içim mi sıkılıyor ne !
-neden bu korku neden bu gözyaşı-
Herşeyden herkesten gün geçtikçe daha fazla sıkılmaya başlıyorum. Bi nedeni yok. Bi amacı yok. Sadece uzaklaşmak belkide uzlaşmak. Tam da burada tıkanıyor işte.. Bilmiyorum bilmiyorum ve bu bilmeyiş zaman geçtikçe daha çok canımı acıtıyor. Öğrenmek için çaba sarfettiğim falan yok öğrenmek istemiyorum. Ya da bunun daha çok yoracağını düşünüyorum. Üşeniyorum... Eee üşeniyorum üşenmesine, bu durumu düzeltmek için kolumu bile kaldırmıyorum, tamam da; sonu ne olucak peki? ... Nereye kadar böyle sürüp gidicek bu karmaşa ? Tamam var biraz mazoşistlik. Belki birazda bundan kaynaklanıyo yaşadıklarım ama bu kadarıda fazla değil mi yahu ? Ben bile sıkıldım yoruldum kendimi yemekten.. Stresten mideme kramplar giriyo artık bu kaçıncı yaa bu kaçıncı. Sorun bende mi yoksa bunların hepsi fabrika çıkıştan hatalı mı ?

5 Mart 2009 Perşembe

Nazım'dan

KARIMA MEKTUP (64115 Hit)11-11-1933 Bursa Hapishanesi

Bir tanem!

Son mektubunda:

'Başım sızlıyor yüreğim sersem! ' diyorsun.

'Seni asarlarsa seni kaybedersem;

diyorsun;

'yaşıyamam!

' Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı. Ölüm bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki sevgilim; zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazıma! Ben, alaca karanlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim, ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim... Karım benim! İyi yürekli altın renkli, gözleri baldan tatlı arım benim: ne diye yazdım sana istendiğini idamımın, daha dava ilk adımında ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın. Haydi bunlara boş ver. Bunlar uzak bir ihtimal. Paran varsa eğer bana fanila bir don al, tuttu bacağımın siyatik ağrısı, Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı. NAZIM HİKMET